|
|
|
|
EFES

|
Hipocamp,
çevredeki bir çok tarihi eser,eğlence ve ören
merkezlerine kolayca ulaşılabilecek mesafededir.
| *Yazılar
T.C. Kültür veTurizm Bakanlığı yayınlarından alınmıştır.
|
|
| TİYATRO
Panayır Dağını dayanmış 24.000 kişilik
tiyatro Hellenistik Dönemde yapılmaya başlanmış, İmparator Claudius
zamanında (MS. 41-45) genişletilmiş ve Traian (MS. 98-117) döneminde
tamamlanmıştır. Bugünkü gözkamaştırıcılığı tiyatronun yapıldığı
dönemdeki ihtişamını ortaya koyuyor.
ARCADIANE CADDESİ
Tiyatronun önünden başlayarak limana (Efes
eskiden liman kentiydi.) kadar uzanan cadde 11 m. genişliğinde ve 600
metre uzunluğundadır.
Aslında Hellenistik Dönemde yapılmış fakat
Arcadius döneminde yenilenerek onun ismiyle anılmıştır. Caddenin iki
tarafında mozaik döşeli yaya yolu vardı. Sütunlar arasında da
dükkanlar yer alıyordu. Ortasında dört sütunlu bir anıt yükseliyordu.
Cadde liman kapısı ile sona eriyordu.
Caddenin kuzeyinde spor tesisleri yer alıyor.
Tiyatro tarafında kısmen ortaya çıkarılmış olan Tiyatro Gymnasionu,
sağında boydan boya Liman Gymnasionu ve hamamlar uzanmaktadır.
Gymnasionun arkasında IV. yyda yapılmış Meryem Ana Kilisesi bulunur.
Kilise ayrı zamanlarda yapılan üç kilisenin eklenmesiyle oluşmuştur.
Bazilikanın doğusuna din adamlarının konutları yapılmıştı. Atriumun
kuzeyindeki baptisterium (vaftiz yeri) iyi durumda görülebilmektedir.
İsanın Tanrının oğlu olduğuna resmen karar veren Ekumenik Meclis 431
yılında bu kilisede toplanmıştı.
Kuşadası yolu tarafındaki kalıntılar
Sarhoşlar Hamamına aittir. Biraz daha ileride Neron döneminde yapılan
ve günümüze doğu kapısı ulaşabilen stadion bulunur. Sonraki yapı
Vedius Gymnasionu MS. 150 yılında zengin Vedius Antonius tarafından
yaptırılmıştır. Gymnasion ve hamamı Efesin en iyi korunmuş
yapılarından biridir.
EPHESOS ANTİK KENTİ
Ören yerinin iki girişi var, birisi ve asıl
kullanılanı na Kuşadası yolundan, diğerine ise Meryem Anaya çıkış
yolundan gidiliyor.
Magnesia kapısından (üst kapı) girince
önünüze Doğu Gymnasionu çıkıyor. Hamamı, palaestrası (güreş ve beden
eğitimi yapılan yer), geniş avlusu ve ders salonları ile bir kompleks
oluşturur. Biraz ileride solunuzda yanlışlıkla "Lukas Mezarı" denilen
anıt mezar, daha ilerisinde de iki çeşme kalıntısı görülür.
|
DEVLET AGORASI
Devam edildiğinde 160x56 m. ölçülerindeki
Devlet Agorasına varılıyor. Agoranın ortasında Mısır Tanrıçası İsis
adına yapılmış tapınağın temelleri görülebiliyor. Bazilikanın kuzey
yönünde odeion (müzik salonu) bulunuyor. Odeionun sağındaki kalıntılar
Varius hamamlarıdır.
Odeiondan batı yönüne ilerlediğimizde üç
tarafı sütunlu avlu ile çevrili iki küçük tapınak görülür. Tapınaklar
Augustus ve Romanın kurucu
Tanrıçasına adanmışlardır. Tapınakların
batısında kentin devlet işlerinin görüldüğü prytaneionda kutsal ateş
yanardı. (Efes müzesindeki iki Artemis heykeli burada bulundu.)
Devlet Agorasının güneybatı köşesindeki
çeşmenin ön yüzünü süsleyen heykellerini çoğunu müzede görebilirsiniz.
Yan tarafında 50x100 m. ölçülerindeki sekiz basamaklı tapınak
İmparator Damition için yapılmıştı. Tapınağın terasının doğusunda
dükkanlar sıralanmaktadır. Buradaki meydan Domition Yolu ile Küretler
Caddesine bağlanmaktadır. Yolun üzerinde kemeri görülebilen anıtsal
çeşme ile Gaius Memmius anıtı yer almaktadır.
EFESİN KURULUŞ
ÖYKÜSÜ
Efesin kuruluşunun öyküsünü tarihin ilk
büyük coğrafyacısı Strabondan öğrenelim:
Efsanevi kral Kodrosun oğlu Androklos ve
arkadaşları Anadolu topraklarında kent kuracak uygun yer
aramaktadırlar. Bunun için Apollon kâhinine başvurdular. Kâhin onlara
kentin yerini bir balık ve domuzun gösereceğini söyledi.
Androklos ve arkadaşları o yöne bu yöne at
koşturuyorlar, yeri arıyorlardı. Bir gün balık avladılar ve pişirmek
için ateş yaktılardı ki, balığın biri sıçrayıp çalılıkların arasına
düştü. Ateşten ve balıktan ürken bir domuz fırlayıp koşmaya başladı.
Androklos atına atlayıp domuzun peşine düştü. Pion (Panayır) Dağının
eteğinde vurup domuzu düşürdü. Ve o an kâhinin söyledikleri aklına
düştü. İşte kehanet gerçekleşmiş balık ve domuz kentin kurulacağı yeri
göstermişlerdi.
Kral Kodros buyurdu ve kent oraya kuruldu.
|
|
YAMAÇ EVLERİ
Hadrian Tapınağı karşısında, Küretler
Caddesinin Bülbül Dağı yamaçlarında, zenginlere ait yamaç evlerinin
restore edilmiş halini ziyaret edebilirsiniz. MS. 1. yya ait bu
evlerin bazıları dört kata kadar çıkıyordu. Evlerin zeminleri
mozaiklerle, duvarları da freskler ve heykellerle süslenmişlerdi.
Sadece döneminin değil, bugünün mimari
uygulamaları açısından da son derece mükemmel olan evlerde sıcak ve
soğuk su kullanılıyor, duvarlardan geçirilen künk borularla bütün
evlerin ısıtılması sağlanıyordu. Evlerin zemin katlarında misafirler
için büyük bir salon, mutfak, banyo, üst katlarda ise yatak odaları
bulunuyordu. Evlerin ortası aydınlık ve ferahlık hissi uyandıran açık
mekanlarla değerlendirilmişti.
2 adada yapılan kazıların birincisinde ortaya
çıkarılan evlerde taşınabilen bütün eşyalarla, mozaik ve freskler
sökülerek müzeye taşındı. 2. adada bulunan 6 evin ikisinin koruma
çatısı tamamlandı ve ziyarete açıldı. 1. adadakilerden farklı olarak
bu iki evde mozaik, fresk ve eşyalar yerlerinde bırakıldı. Böylelikle
evlerin mimari etkileyiciliği kadar, dekorasyon açısından mükemmelliği
de gözler önüne serilmiş oldu. Bu iki eve, Skolastika Hamamının
karşısındaki merdivenli sokaktan ulaşılabilir.
Evlerin alt tarafında anıt mezar ve Bizans
Çeşmesi kalıntıları bulunmaktadır.
Küretler Caddesi ile bugün de güzelliğini
görebildiğimiz mermer caddenin kesiştiği yerde MS. 1.yyda yapılıp, V.
yyda restore edilmiş olan "Aşk Evi" kompleksi yer alıyor.
Mermer caddenin başında, Küretler Caddesi ile
kesiştiği yerde restore edilerek ayağa kaldırılmış bulunan, antik
kentin en güzel yapısı denilebilecek iki katlı Celsus Kitaplığı yer
alıyor. MS. 110 yılında yapılan kütüphanenin döneminin en zengin
kitaplıklarından biri olduğu biliniyor.
Hellenistik dönemde yapılmış Ticaret Agorası
110x110 m. boyutlarındadır. Kuzey yönü dışında üç yanı dükkanlarla
çevrilmiştir. Neron döneminde genişletilmiştir.
Ticaret Agorasının arka tarafında Serapis
Tapınağı bulunmaktadır (MS. 138-192). Bizans Çağında kiliseye
çevrilmiştir.
|
 |
 |
KÜRETLER CADDESİ
Memmius Anıtından başlayıp Celsus
Kütüphanesine doğru eğimli cadde Küretler Caddesidir. Herakles
Kapısından aşağıya doğru inildiğinde sağınızda Trajan Çeşmesi görülür
(MS. 102-114). Cadde üzerindeki önemli bir yapı da Hadrian
Tapınağıdır. Yazıtından MS. 117-138 yılları arasında yapıldığı
anlaşılmaktadır. Tapınak sonradan yıkılmış ve MS. IV. yyda restore
edilmiştir. Portikonun iç duvarında göreceğiniz dört kabartma süs
alçıdan yapılmış kopyadır. Asıllarını müzede görebilirsiniz. Tapınağın
arkasında göreceğiniz Scholastika Hamamları MS 10 yıllarında yapılmış,
IV. yyda restore edilmiştir.
|
|
|
|
MERYEM ANA EVİ
|
 |
Efes antik kentin üst
kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir
Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamberin annesi Meryemin
yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da
kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.
Kilisenin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efeste toplanan Ekümenik
Meclisin "Meryemin İsayı Tanrının oğlu olarak doğurduğuna" karar vermesi
ile de bağlı olabilir. Evin bulunuşu da ilginçtir. 1800'lü yılların başında
Catherine Emmerich adında ermiş bir Alman kadın ömründe doğduğu yöreden hiç
ayrılmadığı halde Meryemana'nın evinin yerini tarif eder. 1891'de Henry Jung
yönetiminde bir heyet Ermiş Catherine'in tarif ettiği evi aramak üzere
Selçuk'a gelir.Bülbül Dağı'nda buldukları yıkık manastır ermiş kadının
tarifine tıpatıp uymaktadır. O güne kadar Kudüs'te olduğu varsayılan
Meryamana'nın mezarının bu yeni yeri Papalık tarafından da onaylanır.
Katolikler'in bu inancına karşın Ortodokslar Meryemana'nın Kudüs'te öldüğüne
inanıyorlar.
|
|
Aladağ üzerindeki bu küçük kilise (şapel) Hristiyan
dünyasınca kutsal sayılan başlıca ziyaret yerlerinden biridir. Burayı
ziyaret eden Hristiyanlar "Hacı" olurlar.
Katolik Papa VI. Paul ve Papa Jean Paulun ayrı
zamanlardaki ziyaretleri ile ünü daha da artmıştır. Her yıl 15 Ağustosda
düzenlenen Meryem Ana ayininin geleneği 1800lü yılların başına kadar
uzanmaktadır. Ayrıca her gün 07.30 ve pazar günleri de 10.30da ayin
düzenlenmektedir.
Meryemana Evi Selçuk-Aydın karayolundan 7 km'lik
bir asfalt yolla, Efes'in Magnesia Kapısı'nın önünden geçerek ulaşılıyor.
Yol üzerinde bir çok dilde yazılmış açıklayıcı panolar var. Bugün gördüğümüz
küçük kilisenin ( Şapel ) yeniden inşa edilmiş halidir.atak odasının
duvarlarında Kuran'da geçen meryem ve İsa ile ilgili yedi sureden ayetler
çeşitli dillerde yazılmış olarak görülüyor.
Odanın pembe mermerlerinin altından geçen kaynak
suyu şifalı sayılıyor. Yapının önündeki düzlüğün hemen altındaki terasta
bulunan çeşmelerden içilebiliyor. Çeşmelerin önündeki ağaç da dilek ağacı
sayılıyor. Ama bu ağaca çaput bağlanmıyor. Dilekler modern zamana uymuş,
sakız yapıştırılıyor.
|
 |
|
YEDİ
UYUYANLAR |
 |
Meryem Anaya giderken Panayır Dağı eteğinde,
Hristiyan olan yedi gencin baskılar karşısında saklandıkları ve 200
sene uyuduktan sonra uyandıkları mağara görülebilir. Gençler normal
ölümle dünyadan ayrıldıklarında da buraya gömülmüşler.
Yedi Uyuyanlar Anadoluda yaygın bir
efsanedir. Hem Müslüman hem de Hristiyan kültürlerinde yaşar. Gezide
diğer bölgelerde de Yedi Uyuyanlara rastlayacaksınız, değişik dini
inançlara göre biraz farklılaşmış aynı öyküyü bulacaksınız.
|
|
İZMİR
|
İzmir ülkemizin en güzel kentlerinden biri, çoğu
kimseye göre tartışmasız en güzeli. Buna en "uygar kent" sıfatını da
rahatlıkla ekleyebiliriz.
Her sokağının köşesinde, kapıların önünde, evlerin
pencerelerinde göreceğiniz renk renk, koku koku çiçekleri ve rahat, uygar
insanları ile yüreğinizi ışıtır. Mevsim baharsa yörük gelinleri narçiçeği
rengiyle; yazın ilerlemiş zamanı ise Sakız yaseminleri her yeri boyayan
düşsel kokusuyla kanınıza girer. Bahar deyince aylardan mayıstır sanmayın,
şubatın ortalarıyla başlar bahar ve mayıs artık yaz sayılır İzmirde.
Kadifekale
İzmiri önce kuşbakışı görmeye ne dersiniz? O zaman
Kadifekaleye veya Asansöre çıkacağız. 186 metre yükseklikteki
Kadifekalenin kalesi Büyük İskender tarafından yaptırılmıştı. Bugün
batıdaki beş kulesi ile güneydeki duvarları ayaktadır.
Burada bir çay içip İzmiri, körfezi seyretmeli.
Asansör
Burayı uzak bulursanız Konak Meydanına yakın
İzmirli ünlü şarkıcı Dario Morenonun adını taşıyan sokağa girip asansörle
yukarıdaki gazinoya çıkın. Asansör uzun yıllar sahil şeridindeki Karataş ile
yukarıdaki Halil Rıfat ve çevre semtler arasında ulaşım aracı olarak görev
yaptı. Dünyanın ulaşım aracı görevi yapan ilk paralı asansörlerinden biriydi
kuşkusuz. Şimdi çevresi ile birlikte restore edildi ve turistik hizmet
veriyor.
Çevresinde verimli topraklar bulunan ve bir de
korunaklı limana sahip olan İzmir elbette tarih boyunca önemli bir ticaret
merkezi oldu. Ve tabii aynı zamanda bir kültür ve sanat kenti! Homerosun;
Thales, Anaximenes, Anaximandros gibi felsefe tarihinin büyük isimlerinin
burada yaşadıklarını hatırlatmak yeter sanırız. Felsefenin, bilimlerin
beşiği Egeydi, İzmirdi. Ve tabii bir liman kenti olmanın kaderini de
yaşadı. İstilalar, yıkımlar, yangınlar ve salgın hastalıklar gördü. Ama hep
varoldu ve güzelliğini bu günlere taşıdı.
Smyrnadan İzmire
Bütün kentlerin efsaneleri vardır. İzmir gibi güzel
kentlerin daha çok efsanesi vardır. Bunlardan biri kentin adının tarihin
amansız kadın savaşçıları Amazonlardan geldiğini anlatıyor: Yayı iyi
germek, oku hedefine atmak için sağ memelerini kesen, dört nala koşan atları
üzerinde uzun saçları atlarının yeleleri ile birlikte uçuşarak herkese korku
salan Amazon kadınlarının güzeller güzeli komutanları Symirnadan. Symirna
dillerde döne dolaşa İzmir olmuş.
Efsane böyle söylüyor. Uluslararası üne sahip
arkeoloğumuz Ekrem Akurgal bugünkü Bayraklıda kurulan ilk kentin adının
Smyrna olabileceğini ve bunun MÖ. 3000 yılına dayandığını belirtiyor.
|

Kordonboyu İzmirin sahil gezi yoludur, yol boyunca
lokantalar, biracılar, publar sıralanır. Kaldırıma konulan masaların
arasından insanlar yürür. Ve böyle bir şey sadece İzmirde yadırganmaz. Ne
masalara oturmuş yiyip içenler ve ne de masaların arasından geçip gidenler
tedirgin olurlar. İyileri biraz pahalıca olan lokantalarda iyi bir sofra
öncelikle rokası, teresi ile bol yeşillikli olur. Kalamar bulunur ve aman ha
kalamara limon sıkılmaz. İstanbulda tekir olan balık artık Egelidir ve
barbundur, çipura İzmirin yerlisidir ve hemşerisi trança ile lezzet
yarışındadır. Çipura yiyecekseniz denizden mi, çiftlikten mi olduğunu
anlamaya çalışın. Çiftlik çipurasında denizden gelenin tadını bulamazsınız.
Kaşık kaşık yenilen sütlü trança ise yalnızca İzmirde yapılır.
Akşamüstü ortalığı tatlı bir serinlikle saran İmbat
da çıkmışsa Kordon keyfi katmerlenir.
Kordondan içeriye doğru yüründüğünde Alsancakın
eski Rum ve levanten evlerinin oldukça iyi korunduğu sokaklarına girilir.
Son yılların gözdesi buralar oldu ve kimi İzmirliler Kordonu bile
unuttular. Sokağa çıkan masaları ile lokantalar, barlar yan yana sıralanıp
gidiyor bu güngörmüş sokaklarda.
Karşıyaka
Eski evleri arkalara sıkıştırmış modern yapıları
ile Karşıyaka, büyük bahçeli konakların bulunduğu Bornova, eski levanten
köşkleri ile Buca ve kaplıcaları ve çiçek seraları ile Balçova. Balçovadan
teleferikle çıkılıp kendir pişir - kendin ye usulü sofralar kurulan
teleferik, Karşıyakanın arkasını verdiği ve üzerinde krater gölü bulunan
Yamanlar tepesi... İzmirde gezilip görülecek çok yer var daha.
|
|
Konak Konak Alanı
kentin merkezidir. Buradaki saat kulesi de kentin sembolü sayılır. 1838-1814
arasında Abdülhamitin tahta çıkışının 25. yılına armağan olarak yapılan
kuleyi ve İstiklal Savaşının başlangıcı sayılan ilk kurşunu atan Hasan
Tahsinin tabancasında her zaman bir güvercin göreceğiniz heykelini arkanıza
aldığınızda, yani denize sırtınızı dönüp yürüdüğünüzde çok büyük bir alanı
kaplayan tarihi çarşı Kemeraltına girersiniz.
Kemeraltı
Bayram arifelerinde gerçek anlamda yürümenin mümkün
olmadığı çarşı her zaman cıvıl cıvıldır. Ana caddesinden ilk "S"yi çizip
biraz ilerlediğinizde bir "lezzet molası" verin. Solunuzda kalan küçük, eski
bir dükkana girin. Adı "Özsüt". Burada bir kazandibi yiyin de bakın bakalım
kazandibi nasıl olurmuş!
Kemeraltında sadece ana caddeden yürümeyin;
sokaklara, içerilere girin. Hisar Camisi (1592) ve önündeki Hisarönü egzotik
bir yöredir. Her türlü çiçeği ucuz fiyatla bulabilirsiniz. Lokantaların
bulunduğu küçük sokaktaki lokantalar lezzet yarışındadır. Teyzemin Mantısı
da tadılabilecek lezzetlerden. İzmirin iki ilçesi Tire ve Ödemiş de çevrede
köfteleri ile rekabet halindedirler. Biz ikisini de salık veririz.
Ünlü Kızlarağası Hanı geçtiğimiz yıllarda restore
edildi. Orta avlusunda öğle yemeği veren lokantalar var, yazın serin bir
yer. İçi turistik eşya satıcıları ağırlıklı dükkanlarla dolmuş.
Bir zamanların ünlü hanı yeniden hayata dönmüş.
Akdeniz Mutfağı ve İzmirde Gece keyfi
İzmir yemek konusunda tam bir Akdenizli kenttir.
Yılın çok büyük bir bölümünü yaz ve baharlarla geçiren İzmirin sokakları;
dükkanları, büfeleri ve seyyarları ile tümüyle açıkhava lokantasıdır.
Sokakların en popüler yemeklerinden bir kelle söğüştür. Sabahları has
İzmirli boyoz satılır. Gevrek (simit) yanında İzmir tulumu olmadan alınmaz.
Öğlenden itibaren de adım başına da bir midye dolmacı bulunur. Ve tabii
akşamları çöp şiş.
Kemeraltında Havra SokağındakiTalmut Tora Musevi
tapınaklarının en eskisidir. Sokağın adı da buradan geliyor. Şimdilerde
meyhaneleriyle biliniyor.
Tarihi çehresi biraz değişikliğe uğradıysa da ünlü
Meserreti görmelisiniz. Dönemin ünlü otelinde İzmirin kurtuluşundan sonra
Mustafa Kemal oturmuş rakısını yudumlarken garsona sormuş: "Oğlum," demiş,
"Yunan komutanı Venizelos burada hiç rakı içti mi?" Garson "Hayır Paşam,"
deyince "Peki," demiş, "o zaman neden almış İzmiri?" Bu soru Mustafa
Kemalin inceliğini ve İzmirin güzelliğini ne güzel özetliyor.

|
Smyrna-Tepekule
Tekel Şarap Fabrikası bağlarının sınırları içindeki
150 dönümlük alanda kalan Tepekule isimli höyük ilk yerleşimin bulunduğu
yerdir. Görünürde çok şey olmadığına bakmayın, burası beşbin yıllık bir
yerleşimden kalan ve tarihin görülebilen en eski yerleşimidir. Son kazılarda
burada MÖ. 925 yılına tarihlenen bir evin ortaya çıkarıldığını söylersek
Bayraklının önemini anlatmış oluruz herhalde.
Smyrnadan kalan en önemli yapı olan Devlet Agorası
Namazgah semtinde, 920. Sokaktadır. İki katlı bazilikanın kemerleri iyi
durumdadır.
Smyrna örenindeki Athena Tapınağı, dünyanın bilinen
en eski Athena Tapınağıdır. Yapının başlıklarından biri ören yerinde
sergilenmektedir.
Smyrnada 1949dan bu yana Akurgal tarafından
sürdürülen kazılarda ayrıca, İ.Ö. 4. yüzyıldan bir kralın 16 odalı, avlulu
konutu, Tepekulenin güney eteklerinde ise sur duvarlarına bitişik anıtsal
bir çeşme ortaya çıkarılmıştır.
İzmirden Aydın yoluna doğru devam edip giderken
Şirinyerde bir bölümü ayakta su kemerleri görülmektedir. Kemerler
Kadifekaledeki kente su getirmek için yapılmışlardı. Eski çağlardan kalan
Roma Yolunun 140 metrelik bölümü Eşrefpaşada Cumhuriyet Parkının içinde
görülebilmektedir.
Çok eski ve çok zengin uygarlıklara yurt olmuş
İzmir çok da yıkım gördüğü için o çağlara ait çok fazla iz kalmamıştır.
İzmir Arkeoloji Müzesi
Egenin çeşitli kazılarında bulunan zengin bir
koleksiyonun sergilendiği Arkeoloji Müzesini mutlaka görmeli. Konaktan
Varyanta çıkarken hemen sağınızdaki müzede İzmir, Bergama, Efes, Sardes ve
daha birçok kazıda bulunan Hitit, Hellenistik, Roma ve Bizans eserleri
sergileniyor.
Kültürpark
Yorulup ya da, sıcaktan bunalıp da nefes almak
isteyenler geniş bir alana yayılan Kültürparkın yeşiline, buradaki çay
bahçelerine, lokantalara kapağı atıyorlar. Ülkemizin en büyük fuarının
kurulduğu Kültürparkta çeşitli eğlence yerleri de var.
İzmirin adının güzeller güzeli Smyrnadan
geldiğini yazının başında söylemiştik. Adının güzel bir kadından gelmesinden
mi nedir, İzmirin kadınları gerçekten güzeldir. Ülkemizin ünlü
mankenlerinin yarısı İzmirlidir, bütün Türkiye de diğer yarısını paylaşır.
Güzellik kraliçelerinin çoğu da öyle.
|
NOTION
 |
İzmir-Kuşadası kavşağına geldiğinizde yolun sağında
(deniz tarafı) ve solunda iki antik kent yer alıyor.
Sağda kalan ve Ahmetbeyli plajı ile içiçe olan
Notion ilk kez 1921de kazıldı. Kolophon kentinin güney limanı olduğu için
güney anlamına gelen bu isimle adlandırılmış.
Kentin batı ve kuzeyindeki iki kapısı ayaktadır.
Akropolün üstünden Samos Adası ve Kuşadasına doğru çok güzel bir deniz
manzarası seyredebilirsiniz. Hellenistik dönemde yapılmış, Roma döneminde
değişikliğe uğramış tiyatroyu ve kent duvarlarından kalan bölümleri
görebiliyoruz. Bir de otlayan keçi sürülerini görebiliriz ama kentle ilgili
bilgi içeren herhangi bir tabela falan aramayın, yoktur.
|
CLAROS
|
Ahmetbeyli plajına 3 km uzaklıkta olan ve Notiona
göre kara tarafında kalan komşu kent Klaros ise kehanet merkezi olarak
ünlüydü ve Kolophona bağlıydı. İzmir yolu üzerindeki girişinde bir ok
işaretinden giriyor, yol ikiye ayrılınca sağa dönüyorsunuz. Eğer ot bürümüş
alanda biraz çaba gösterirseniz girişi bulabileceksiniz. Burada da açklayıcı
hiçbir tabela yok.
İlk kazılar 1907 yılında Osmanlı Müzesi adına
Theodor Makridy bey tarafından yapılıyor. 1950lerde Fransa adına yürütülen
Louis Robert kazılarında yapının aslı ve kutsal çevresi yeterince ortaya
çıkarılmış. Son kazılar ise Juiliette de La Geniere ve Nuran Şahin
tarafından yürütülüyor.
Asyanın en önemli bilicilik merkezlerinden biri
olan Klarosun başarısı yüzünden örende çok sayıda armağan, adak, ve yazıt
bulunmuş. Klarostaki bilicilik geleneği Manto adlı bir bilicinin oğlu olan
Mopsosa dayanır. İ.Ö.6. yüzyıla inen heykel buluntuları yanısıra
Hellenistik oturan Homeros figürü, Klarosun önemini gösteriyor. Dor
düzenindeki tapınağın sütunları taş sağlamak için devrildikleri biçimde
duruyor Tapınakta bulunan dev heykeller ören yerinde alçı kopyaları ise
tapınağın batı ucunda sergileniyor. Oturan dev Apollon, anası Leto ve ikizi
Artemis heykelleri Hellenistik çağa tarihlenirler. Tapınağın altına giren ve
dolanan koridorlar, fal bakan rahiplerin bulunduğu bölmeye ulaşıyordu.
Kemerli odanın içindeki su kaynağı fal bakmada önemli bir işleve sahipti.
Yapının doğusundaki sunak önünde elegeçen halkalardan anlaşldığı gibi yüz
dananın kurban edildiği görkemli törenler yaşanıyordu. Kuzeyde ikiz
Artemisin küçük tapınağı yeralıyor. Heykel buluntuları için İzmir Arkeoloji
Müzesine gitmek gerekir.. Ören yerinde Phokaia/Foça, İkonion/Konya gibi
kentlerle Akdenizin dört bucağından kentlerin bilicilik metinleri izlenir.
|
 |
ŞİRİNCE
 |
Selçuktan zeytinlikler arasında uzanan yol
birdenbire karşınıza kendi de adı gibi güzel bir köy çıkarıyor. Burası eski
bir Rum köyü. Mübadeleden sonra Yunanistan gelen göçmenler yerleştirilmiş.
Adı zamanla değişip durmuş; Kırkınca, Çirkince olmuş.
Şirince kimi kaynaklarda "Dağdaki Efes" diye
anılıyor. Küçük menderes nehrinin taşıdığı alüvyonların antik Efes ovasını
yaşanmaz hale getirmesiyle, 5. yüzyılda kurulmuş. Eski adı Kırkınca olan
köyün 20. yüzyıl başında 1800 hanesi varmış, büyük bölümü Rum olan. 1. Dünya
savaşı sonrası Yunanistana göç vermiş, 1924te ise mübadiller yerleşmiş.
Köyü ziyareti sırasında İzmir Valisi Kazım Dirik Kırkınca adını Şirinceye
değiştirmiş.
Girişte tam karşınıza üzerinde "Etnografya Müzesi"
niyetine yapılmış ve ufak tefek elişlerinden başka pek birşey olmayan eski
bina çıkıyor. Onun solundaki büyük bina eskiden köyün okuluydu. Şimdi
turistik bir tesise, Artemis Şarap Evine dönüştü. Şimdiki okul da
karşısında. Yıllar sonra yapılan okulun eskisinden küçük olması sizi de
düşündürecektir sanırız.
Artemis Şarap Evi kendi üretimi olan şarapları ve
doğal ürünlerden oluşan yemekleriyle tanınıyor. Şirince gezisi öncesi ya da
sonrasında uğrayabilirsiniz.
Şirince gezisi için, köyün meydanına, lokantaların
bulunduğu taraftaki park yerine aracınızı bırakın. Daracık Sokaklarda
arabayla gezmek hem mümkün değil, hem de yakışıksız olur.
Vadiye sırtınızı dönerek köy içinde küçük bir tura
başlayabilirsiniz. Taş döşeli dar sokaklardan yürüyerek yokuşu çıkmaya
başlayın. İlginç mimari örnekler sunan evler nostaljik bir düzgarla birlikte
hüzün de estiriyor. Çoğu yıkılmaya yüz tutmuş, zorlukla zamana ayak diremeye
çalışan evler arasından yürüyorsunuz. Bu arada Safranbolu tarzı iki köprülü
ev göreceksiniz. (Evin altında geçiş yolu bırakılmış.) Bu tarzın Şirinceye
nasıl geldiğini bilen yok. Başka örneği de yok.
Motor gürültüsü, korna sesi, bağırıp çağıran
satıcılar.. hiçbiri yok. Onlar sizin geldiğiniz kentte kaldı. Şirincede
önce huzur var, dinginlik var, arasıra öten kabadayı horozların üürüülerini
ve yumurtlayan tavukların gıd gıdaklarını saymazsanız. Köy iki yamaca
yayılmış. Evler birbirine saygılı kurulmuş, kimse kimsenin önünü kapatmamış,
herkes penceresinden ovanın, karşı tepelerin yeşiline, geceleri ayışığına
gönlünce dalıp gidebilir.
Gezmek için hiç endişeniz olmasın. Şirinceliler
konuksever insanlar, kime neyi sorarsanız hemen yanınıza düşüp gösterirler.
Yamaçta Doktorun Evi diye bilinen eski yapıda zamanında köyün doktoru
otururmuş. Karşısında zamanın hastanesi var. Evin şimdiki sahibi Emine
Adıyaman adında güleryüzlü bir teyze. İzin isteyip evi gezebilirsiniz,
yalnız ayakkabılarınızı Emine Teyzenin söylemesine gerek bırakmadan çıkarın
lütfen. Yoksa inceliğinden söyleyemez ama üzülür sonra. Evin üst kat
penceresinin önünde kerevete oturup manzaraya bir bakın. Pencerenin güzel
işçiliği, Emine Teyzenin elişi perdeleri ve köy. Hepsi de birbirine
öylesine yakışıyor ki! Güzel elişlerinden satınalmak isterseniz ev aynı
zamanda bir sergi yeri, seçip beğenin.
|
|
Sokak aralarına kurulu tezgahlarda ve köy meydanında
köye has sabunlar ve ev yapımı şaraplar göze çarpıyor. Küçük hediyelikler,
el işleri de satılıyor.Bir çok ev bahçesini lokanta ya da gözleme evine
cevirmiş. Gözlemesi de ve ayranı da lezzetli.
Köyün iki kilisesi ayakta. Yukarı Kilise ( Vaftizci
Yahya Kilisesi )özel mülkiyette. Bir köy evinin bahçesinde kalmış. Köy evi
dediğimiz aslında kilisenin okuluymuş. Avlu kapısından girip gezmek için
izin isterseniz hemen buyur edilirsiniz. Avlu herzaman tertemiz. Kilisenin
kapısı önünde çocuklar evcilik oynuyorlarsa kıyısından geçip girin,
alışkındırlar ve oyunlarını bozmazlar. Kilisenin içi de tertemiz,
evsahipleri evlerinin bir parçası olan kiliseyi de süpürüp
temizliyorlar.Kilise kısmen restore edilmiş ama henüz tamamlanmamış durumda.
Çıkarken isterseniz ev sahibinin imalatı şarabın tadına bakın. Şişenin
kapağı ile bir yudum için, beğenirseniz satın alın.
Şirinceliler hafif, taze güzel bir şarap
yapıyorlar, her dükkanda, her evin önünde satılıyor. Hepsinin tadına bakmak
serbest. Şaraplar iyi de zeytinyağı bir başka. Köyün zeytinyağını "iyi"
sözcüğü anlatamıyor. Elbette hepsi aynı tadda değildir, iyisini seçip almak
size kalmış. Oldukça de ucuz.
Kiliselerin büyüğü 1832 yılında inşa edilen ve
Vaftizci St. Jeana adanan kilise. İç süslemeleri büyük ölçüde yok olmuş
olan kilise Efes Müzesi önderliğinde bir Amerikan Vakfı tarafından restore
ediliyor.
Çarşısı da renkli mi renkli, insanları da
güleryüzlü. Danteller, iğne oyaları, çoraplar ve elbette şarapla zeytinyağı.
Bir anı almaya değer.
|
 |
|
SELÇUK
 |
Kent tarihöncesinde günümüz Selçuk-Çamlık
karayolunun batısında, şimdi karada kalan bir yarımada üstünde
kuruluyor. İ.Ö.2. binde kentin surlarla çevrelenmiş biçimde Ayasuluk
tepesi üstüne taşındığı yine kazılar yoluyla anlaşılıyor. Hitit
çiviyazılı metinlerine göre bu yerleşimin Arzawa krallığının merkezi
olan Apasas olması gerekiyor. St. Jean Kilisesi önünde elegeçen Miken
mezarı, kentin 2. bin sonunda dış göç aldığının bir göstergesi.
Anadolunun yerli halkından oluşan Ephesos,
İyon göçleri sırasında Ayasuluğ çevresinde, Artemis tapınağı ile
birlikteydi. Günümüzdeki stadium çevresine konan İyon göçmenlerinin
önderi Androklosun kral Kodros soyundan gelmesi İyonlar için tipik
bir söylence. Yerli halkla bütünleşen girişken, gemici İyonlar,
Artemis tapınağı çevresindeki kenti kısa sürede elegeçirmiş olmalılar.
Pers işgalinden sonra büyük İskenderin ardından Lysimakhos, kenti 8
kilometrelik surlarla çevrili yeni yerine, Bülbül Dağı ile Panayır
Dağı arasına taşıyor. Günümüzde gezilen şehir İ.Ö. 3. yüzyıl ile
İ.S.6. yüzyıl arasındaki tüm evreleri içerir. Hıristiyanlık tarihinde
İncil yazarı Havari Yuhannanın kente Meryemle gelmesi ve Küçük Asya
eyaletinin belli başlı kentlerine seslenen betikler göndermesi, Aziz
Paulosun ziyareti nedeniyle "Tanrının ikinci eyaleti"nin en önemli
kenti sayılmış. 6. Yüzyılda Ayasuluk tepesine yapılan Havari Yuhanna
Kilisesi yüzünden kentleşme buraya yönlenmiş, limanın çamurla
dolmasının ardından kentin ticaret yaşamı ise Neapolis adıyla kurulan
Kuşadasına kaymış. Aydınoğulları Ayasuluku 1304 yılında
elegeçirdiler..
1426 yılından itibaren de Osmanlı
topraklarına katıldı.
İşte böylesine uzun, görkemli ve aynı zamanda
çileli bir tarihin izlerini görecek; yani binlerce yıllık bir maceraya
tanıklık edeceksiniz.
Şimdi buyurun tarih içinde bir yolculuğa!
Önce Türkiyenin en zengin müzelerinden biri olan Efes Müzesini
ziyaret edelim ve ardından gezimize şimdiki Selçuk kent merkezi
içindeki kalıntılardan, Ayasuluktan başlayalım.
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Selçuktaki Arkeoloji Müzesi Türkiyenin en
önemli ve en çok ziyaret edilen müzelerinden birisidir. Ayasuluk ve
Efesten buluntuların sergilendiği müzede antik kenti gezerken yerinde
göremediğiniz bir çok eseri göreceksiniz. Antik kentle ilgil imajın
zenginleşmesi için mutlaka zaman ayırmalısınız.
|
|
AYASULUK TEPESİ
Selçuk kent merkezine yürünerek çıkılacak
uzaklıktaki Ayasuluğ Tepesi'nde Selçuk Kalesi yer alıyor. Hristiyan
efsanesi havarilerden Aziz Johnun ( St. Jean, Aziz Yahya ) bu tepenin
eteklerinde yaşadığını ve İsadan 50 yıl sonra da burada öldüğünü
söylüyor. Mezarının bulunduğu yere IV. yyda bir kilise yapıldı. Bugün
kalıntılarını gördüğümüz katedral ise 6. yüzyılda imparator
Justinianus zamanında yapıldı. Katedral Egedeki en önemli
Hristiyanlık anıtı sayılıyor. 6 Kubbeli, 130 m. Uzunluğundaki haç
planlı anıtsal yapının taşlarının ve mermerlerinin bir kısmı yıkılan
Artemis Tapınağı'ndan alınmış.Kapı girişini süsleyen Truva kahramanı
Achille'nin ( Aşil ) kabartması buradan çalındı. Şimdi Londra'daki
Wobburn Abbey Kilisesi'nde. Mezar odasındaki Aziz Yahya'nın mermer
mezarı da hıristiyanlarca kutsal sayılıyor. Mezardan çıkan tozun
hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. İnananlar mezarın üzerindeki
toprağın nefes alır gibi kalkıp indiğini gördüklerini söylüyorlar.
Kilise avlusundaki terastan Selçuk'u, Artemis Tapınağı'nı ve Ege
dinizi'ni birlikte kapsayan panoramik bir manzara seyredebilirsiniz.
Çok etkileyicidir.
Tepeyi çeviren surlar Erken Hristiyanlık
Döneminde stadionun taşları ile yapıldı. Tepenin altındaki İsa Bey
Camisi (1375) Selçuklu taş işçiliğinin güzel bir örneğidir. Selçuklu
döneminden kalan türbeyi de kent içinde göreceksiniz. Kent içinde
kalan su kemerleri ise Bizans eseri.
ARTEMISION
Kuşadası yolunda Artemision levhasından
dönerek dünyanın yedi harikasından biri sayılan Ephesos Artemis
Tapınağının bulunduğu yere ulaşılır. İonlar geldiklerinde yerli
halkın Ana Tanrıça Kybeleye tapındıkları bu kutsal alanda ilk sunağı
MÖ. 700 yılında yaptılar. Sonra kent büyüyüp zenginleşince çok büyük
bir tapınak yapmaya giriştiler. Bu muhteşem tapınaktan günümüze sadece
tek bir sütun kalabildi. Tapınak 55 x 115 m. boyutlarında, 127 sütunlu
İon tarzında yapıldı. Burada "yapıldı" diye bir kelimede özetlediğimiz
tapınağı yapılması ise bu kadar kısa sürmedi. Tam 120 yılda bitirildi.
(MÖ. 150) Görkemli tapınağın ömrü 200 yıl sonra bir akıl hastası
tarafından yakılarak sona erdirildi. Eski kent alüvyonların
altındadır, toprağın üzerinde kalan tek şey de Artemisionun
sütunudur.
Büyük İskender Ephesosa geldiğinde tapınağı
yeniden yapmak istedi, ama kentin onuruna düşkün halkı bu lütfu kabul
etmedi ve kendileri yapıma başladı. Eski plana uygun olarak yapılan
yeni tapınak 13 basamaklı bir podyum üzerinde 2.68 m.
yüksekliğindeydi. Hellenistik Dönemde yapılan bu tapınak da dünyanın
yedi harikası arasında yerini aldı. MS. 263te Gotlar tarafından
yıkıldı. Burada altın ve fildişi eserler bulunmuş ve sunak ortaya
çıkarılmıştır.
|
 |
ÇEŞME

ALAÇATI
Alaçatı Çeşmenin güneyinde gelişmekte olan
bir turizm merkezi. Ilıcada yer kalmayınca yazlıklar Çeşme-Alaçatı
arasına kaydı ve bu bölge de hemen hemen doldu. Alaçatı sahili,
bölgenin sörf merkezi. Rüzgarı eksik olmayan Çeşme yarımadasında diğer
koylara göre, iki kat daha sert esen rüzgar, Alaçatı iskelesini sörf
meraklıları için çekici kılıyor. İskelede bir sörf Okulu da var.
Denize Çark plajından giriliyor. Altın sarısı
kumsalı ve sığ denizi özellikle çocuklu aileler rahat ettirecek
cinsten. Deniz son derece temiz ve hiç kesilmeyen rüzgar yazın en
yakıcı günlerinde bile rahat ettiriyor.
Plajda bir çadır gazino var. Soğuk içecekler
ve gözleme yapıyorlar.
Plajdan uzaklaşıp ta Alaçatının bakir
koylarına girdiğinizde kaya yapısının farklılığı da ilk bakışta dikkat
çekiyor. Rüzgarın savurduğu kum taneciklerinin aşındırdığı yumuşak
kayalar Kapadokya benzeri şekiller oluşturmuş. Fotoğraf makinanız
yanınızdaysa çok hoş kareler yakalayabileceksiniz.
Alaçatı köyü iskeleden içeride. Ponza taşıyla
yapılan; yazın sıcağı, kışın soğuğu geçirmeyen tarihi Alaçatı evleri
güzel mimarisiyle dikkat çekiyor. Köy çarşısı son derece renkli. Her
türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.
Belde merkezinde 200 yıllık bir sakız ağacı
var, korumaya alınmış.
Alaçatıya girişte sağlı sollu tatil siteleri
gözünüze çarpacak. Yeni yapılan tatil siteleri Alaçatının tarihi
mimarisinii örnek almaya çalışıyorlar. İyi de ediyorlar.
|
ÇEŞME
Çeşmenin tarihi ilçe merkezinin bulunduğu eski
yerleşim ise Ilıcadan on dakika ilerde. İlçenin eski yerleşimi önemli
ölçüde korunabilmiş. Dar sokaklar, küçük evler arasından geçerek deniz
kenarına çıktığınızda şimdi otel olarak kullanılan Öküz Mehmet Paşa
Kervansarayını (1528) göreceksiniz. Yazın en sıcak günlerinde bile
serin iç avlusu ve odaları ile çok iyi durumdadır. Arka tarafında da
Çeşme Kalesi yer alıyor. Kalenin üzeri güzel manzaralı bir lokanta,
özellikle geceleri rakı-balık sofrası için uygun. Taverna havalı
işletmelerden hoşlanmıyorsanız denemeyin. 1508de yapılan Osmanlı
kalesi daha sonra onarım görmüştür. Ön taraftaki anıt 1770 deniz
savaşlarında ölenlerin anısına 1953de yapılmıştır.
Çeşmenin hemen karşısındaki Yunan adası
Sakız çıplak gözle görülebilecek kadar yakındır. Çeşme Limanından
İtalya seferleri yapan feribotlar kalkar, deniz yoluyla gelen
turistlerin de giriş kapısıdır. İlçe merkezinin sahilinde oteller,
lokantalar, cafeler bulunur ama denize girmek için biraz ötelere
gitmek gerekiyor.
Ama Çeşmenin sokaklarını iyice bir
dolaşmalısınız. Pek çoğu pansiyon olarak kullanılan küçük, şirin
evlerin arasında daracık sokaklarda gezmenin keyfi bir başka oluyor.
Çarşı çok sayıda "turistik eşya" satan
dükkanla dolu. Sizin ilginizi sakız reçeli; sakız, kekik ve anasonla
beslenen arıların yaptığı güzel ballara çekmek istiyoruz. Çeşmede bol
sakız ağacı var ve sakızdan her türlü şey üretiliyor. Dondurmasını ve
muhallebisini tatmanızı öneririz.
DALYAN
Çeşmeden 10 dakika uzaklıktaki Dalyan yörede
yaz gecelerinin en gözde yeridir. Yatların ve balıkçı teknelerinin,
kayıkların bağlandığı doğal limanı bir dere gibi karanın içine
girmektedir. Köyün Rumlar döneminden kalan eski evleri, sokakları
oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bazı evlerin pansiyon olarak
düzenlendiği köyün daracık sokaklarının arasından geçip dalyana, deniz
kıyısına çıktığınızda yörenin en güzel balıkları sizi bekliyor. Bir
dizi balıkçı lokantasının sıralandığı Dalyanda Barbaros Hayrettin ve
bir de balıkçı heykeli bulunuyor. Yaz sezonunda sık ve düzenli ulaşım
sağlanıyor. Dalyana varmadan sola dönüp bir - iki km. denize doğru
ilerlediğinizde eski adı Aya Yorgi olan yerleşimde de pansiyon ve
balıkçı lokantaları bulabilirsiniz. |
ÖZDERE Gümüldürden doğuya, Kuşadası yönüne devam
edildiğinde ara ara sahil tarafında, ama daha çok solunuzda çam ormanları
var. Hemen her yıl bir yerinde yangın çıkan çamlıklar çok azaldı. Çok değil,
on yıl önce bütün tepeler güzel çam ormanları ile örtülüydü. Özdere, yol
üzerindeki Çukuraltı ve 2 km. içerideki güzel köyü ile iki bölümlü bir
belediye. Çukuraltı deniz kıyısında ama bütün kıyı yazlıklarla kaplı olduğu
için yerleşim bitene kadar denizi göremeyeceksiniz. Köy girişini geçtikten
sonra denizle birleşen yol boyunca hâlâ bakir kalmış koylar görebilir ve
ilgilenirseniz adaçayı toplayabilirsiniz.
Kuşadasının sahilinde otel yapılacak yer
kalmayınca yeni oteller Özdere-Gümüldür Sahil şeridine kaymaya başladı.
Kuşadasının kentleşmiş yoğunluğundan uzak, kolayca gidilip gelinecek kadar
yakın.
|
|
özdere manzara |

belediye balık
restoranı
|
|

pazar yeri |

pazar yeri (her cumartesi) |
|
|
|
|
|